ben mina. resim yapıyorum, bir şeyler yazıyorum, bir de çeviri. başka şeylere merak sardığım da oluyor. burada da yaptığım şeylerle sevdiğim şeyler var. biraz da gevezelik.
papatya english
makale ayakkabı resim çeviri geziler lulu drawr leke

Sabah, Sis ve Kül

bu da sparrow’un çizgisiyle kıyaslandığında fani, sefil ve ezik duruşu iyice ortaya çıkan benim zavallı çizgim. scanner güzelim renkleri yiyip bitirmeseydi daha az zavallı olabilirdi; sağ üst köşe aslında grimsi açık mavi ya da beyazımsı mora boyalı. daha yumuşak, mürekkepsiz bir suluboya denemeye çalışıyordum.

gözünün önünü göremeyecek kadar başka bir şeye dönüştüğü bir zaman léon.

ofsparrows:

Happy pi(e) day! Don’t buy your pie filling ingredients from strange old men down the road. They’re not meant for pie.

Edit: Hi guys! This isn’t Howl’s Moving Castle fanart, and it isn’t Sophie Hatter (as much as I do adore Sophie), who, as far as I remember, doesn’t have orange hair. It’s an original character. Thanks!

"Turta içi malzemenizi yolun aşağısındaki tuhaf yaşlı adamlardan almayın. Onlar turta yapmak için değil."

of ya sparrow'u yeni keşfettim, muhteşem bir çizgisi var! bence hepiniz gidip bir bakın! *O* aşırı dozda hayranlık üretiyorum şu an ona karşı *0* of hangi resmini rebloglayacağımı seçmekte çok zorlandım  hepsi çok harikaydı ;u; temasını da çok güzel şekillendirmiş >.>


ARTIST // Notre-Dame de Paris
SONG // L'Attaque de Notre-Dame
ALBUM // 1998 - Notre-Dame de Paris - (Acte II)

dikkat: yapacağım yorumlarda ve şarkı sözlerinde notre-dame de paris müzikaline ilişkin ciddi spoiler var.

geçen dönem istanbul’daki afrikalı göçmenleri çalışmıştım yoğun bir şekilde. bu müzikali izleyişim de o zamana denk geldi. o sırada kafamın hep göçmenlere çalışmasından mı oldu biraz bilmiyorum ama izlerken sürekli göçmenler ve devlet çatışmasını, özellikle fakir göçmenlerin nasıl işgücü piyasasının en dibindeki ve en ucuz bölümünü oluşturduklarını, onlara uygulanan ayrımcılığı düşündüm durdum.

ama sadece benden kaynaklandığını da sanmıyorum bu durumun, bence müzikalde işlenen temel konulardan biriydi. bugün hala geçerli olan tema ve terimleri kullanıyorlardı, fransada devletin çalışma ve oturma izni vermediği göçmenler için kullanılan sans-papier [kelime anlamıyla kağıtsızlar] kelimesi mesela, belgesizler diye çevirdim. dikkatimi çeken bir başka kelime asile [sığınma, iltica], sığınma hakkı bugünkü literatürde yaygın bir kavram. iktidarın göçmenlere ilişkin hapse atma, deport etme, aşağılama, dışlama politikaları, göç edilen toplumda belirginleşen demografik korkular (çoğalacaklar, her yeri kaplayacaklar, kültürümüzü mahvedecekler…), hakim ideoloji (burada din) ve devlet cebri (burada kralın askerleri) arasındaki yakın ve ikiyüzlü işbirliği, hepsi çok net bir şekilde yansımış müzikale, o açıdan gerçekten çok başarılı.

göçmen kitlesinin çoğunluğunun hukuki araçlarla yasadışı kılınması kitleyi savunmasızlaştırarak ucuz işgücü olarak kullanılmasını kolaylaştırırken dışlayıcı bir söylem oluşturulmasına da imkan veriyor. notre-dame de paris'in çok büyük bir başarısı da göçmen kitlesinin bütün bu baskı ve zulüm karşısında gösterdiği talepkarlığı ve direnişi çok etkileyici bir şekilde yansıtması. ayrıca göçmen kitlesi de idealize edilmiyor, onların kendi içindeki problemleri de görüyoruz. kısacası notre-dame de paris, insan ilişkilerinin ve insan kişiliğinin karmaşıklığını işleyişindeki başarısı kadar, sosyal ve siyasal yönüyle de ciddi bir takdiri hak ediyor bence.

bu müzikalin şu an istanbulun yeni ekonomik dışlama kalesi olan zorlu center’da gösterime girmiş olması da bir hayli ironik ayrıca.

bu şarkı ikinci perdenin sonlarında, clopin liderliğinde hapisten kaçan göçmenler ve frollo ve phoebus tarafından temsil edilen devlet doğrudan doğruya karşı karşıya geldiğinde, çatışma sırasında geçiyor. şair gringoire da tarafı nispeten belirsiz olarak anlatıcı rolünü sürdürüyor. gringoire’ın söylediği her şey italik olacak, ilk kıtada sığınma isteyen göçmenler dışında diğer parantezler frollo, phoebus ve devletin sesi.

Notre-Dame’a Saldırı

[Clopin ve belgesiz göçmenler]:
Sığınma!
Sığınma!
Sığınma!
Sığınma!

[Frollo]:
Çağırıyorum sizi kralın askerleri, şu kapıdan geçmeye!
(Sığınma!)
Ruhunuz ve vicdanınızla, edep ve ahlak adına
(Sığınma!)
Ve veriyorum size bu hakkı
(Sığınma!)
İhlal etmeniz için
(Sığınma!)
Sığınma hakkını!

[Phoebus ve askerleri]:
Kahrolsun! Kahrolsun belgesizler!
Kahrolsun! Kahrolsun baldırıçıplaklar!
Kahrolsun hepsi! Kahrolsun hepsi!

[Clopin ve belgesiz göçmenler]:
Yabancılarız biz,
(Kahrolsun…) (…belgesizler!)
Belgesizleriz,
(Kahrolsun…)
Erkekler ve kadınlarız
(…baldırıçıplaklar!)
Evsizleriz
(Kahrolsun!)
Ey Notre-Dame senden talep ediyoruz
(Kahrolsunlar!)
Sığınma! Sığınma!

[Clopin, çarpışma sırasında vurularak düşer]:
Esmeralda, ölüyorum,
Ey küçük kız kardeşim,
Tüm kardeşlerin adına,
Dinle arzumu

Burasıdır senin büyüdüğün yer
Burasıdır senin ülken
Ciğerlerini doldurarak haykır bunu
Benim için, Esmeralda…

[Clopin ölür, Esmeralda ve belgesiz göçmenler bir yas havasında]:
Yabancılarız biz,
Belgesizleriz
Erkekler ve kadınlarız,
Evsizleriz

[Esmeralda ve belgesiz göçmenler, sesleri yükselerek.
Gringoire parantez içlerinde eşlik eder]:
Yabancılarız biz,
(En az bin tane varlar kesin)
Belgesizleriz
Erkekler ve kadınlarız
(Birikmişler şehrin kapılarında)
Evsizleriz

(Kahrolsunlar!)
Yabancılarız biz,
(Ve yakında olacaklar) (Belgesizler…)
Belgesizleriz
(…kahrolsunlar!)
Erkekler ve kadınlarız
(On binlerce, sonra yüz binlerce) (Baldırı çıplaklar)
Evsizleriz

(Kahrolsun…)
Yabancılarız biz
(Değişecek dünya) (…belgesizler!)
Belgesizleriz
(Kahrolsun…)
Erkekler ve kadınlarız
(Ve birbirine karışacak insanlar) (… baldırı çıplaklar!)
Evsizleriz

(Kahrolsun…)
Yabancılarız biz
(Milyonlarcası olacak) (…belgesizler!)
Belgesizleriz
(Kahrolsun…)
Erkekler ve kadınlarız
(Ve talep edecekler sizden) (…baldırı çıplaklar!)
Evsizleriz
(Kahrolsunlar!)
Ey Notre-Dame senden talep ediyoruz
Sığınma! Sığınma!

[İsyan bastırılır, bütün çingeneler kuşatma altına alınır, askerler silahlarını doğrultur, sahne sona erer]

bu son sahnelerdeki kaos ve kargaşa müziğe ve sözlerine de çok güzel yansımış. bir yandan bütün kamplaşmalar belirginleşmiş, bir yandansa herkes birbirine girmiş durumda. çok etkileyici.

dün hayatımın en güzel belediye otobüsüne bindim. gördüğünüz üzre gıcır gıcır, pırıl pırıldı, kırmızı beyaz, yerler ahşap parke, koltuklar deri. her giren hayran hayran bir etrafına bakınıyordu, şoför de halinden pek memnundu. bir ara orta yaşlı bir çift gelip oturdu, kadın “çok değişik bir arabaymış bu” diyince kocası bunun 70lerdeki modelin aynısı olduğunu anlatmaya başladı. 70leri bilmiyorum ama ben de hatırlıyorum buna benzer otobüsler. çok severdim o kırmızıları, yenileri hiç sevemedim onun kadar. keşke bu nostalji otobüslerini artırsalar, o kadar güzel ki *_*

sadece iki kapısı var biri önde biri arkada, arkadaki kapının oraya bir de muavin koltuğu/masası koymuşlar işlevsiz olmasına rağmen, çok hoş ^.^

bu da bi mehsa skeçi. yonca hikâyesinden mehsa. bu kızı çizmeyi seviyodum baya, aslında boyasam daha da hoş olurdu pembe saçlarıyla falan. mehsa eğlenceli bi karakterdi ya.

bi de çok tipik görünümlü ama çok karakteristik yüz çizgileri var, kaşı, ağzı burnu gözleri kendisine has.

erken dönem bizans mimarisi hakkında bir şeyler okuyordum da, ders materyali arasında bu şahane istanbul haritası da var *_* kim yaptıysa eline sağlık ^__^

hi everyone!

i opened a brand-new english blog yesterday! i’ll be posting art-related stuff there, just like other artist blogs on tumblr around for sketches, wips, completed works, news about my mangas and updates etc. come drop by if you’re not a turkish speaker or if you just want to see art-related things from me, or for whatever other reason lol. i’ll try to keep it at least as densely updated as this one (this is not to say it’ll be another lazy blog though >.>) so see you there!

"Her mimari," diye yazmıştı John Ruskin, "insanın belirlediği çerçevede hizmet görmekle kalmaz, insan zihni üzerinde bir etki ileri sürer." Ritüel işlevin şiiridir denebilir: bir bina ritüel tarafından şekillendirildiği ölçüde, işleve ev sahipliği yapmayı aşarak ona yorum yapar. Keops piramidi, firavunun cesedinin güvenliğini ve dayanıklılığını garanti ederek firavunun halkına onun bekasında yatan umudu elle tutulur kılar. Ayasofya, bir kullanıcısının insan, öteki kullanıcısının ise görülemez ve tahmin edilemez olanın olduğu bir alan sağlayarak Hıristiyan gizeminin tarif edilmezliğinin şarkısını söyler.

Spiro Kostof, A History of Architecture, Settings, and Rituals

çok hoşlandım kostof’un bakış açısından.