2009’da Gazze, 2014’te Gazze

aşağıdaki paragraflar, 2008 sonu 2009 başında israil’in gazze’ye yirmi iki gün süren saldırısı, dökme kurşun operasyonu’nun hemen ardından irlanda’dan gazze’ye giden islami insan hakları komisyonu (ihrc) üyesi fahad ansari’nin tuttuğu gezi günlüğünden alıntılardan oluşuyor.

bugünle o gün aynı. bu mesajlar bize ve bugüne sesleniyor. batı/ingiltere yerine türkiye, londra yerine istanbul diye düşünüp okuyun.

'Onları [Gazze'ye girişte tanıştıkları insanları] İngiliz halkının İsrail konsolosluğu önünde nasıl günlük mitingler düzenlediği, ünlülerin BBC’ye nasıl boykot yaptığı ve insanların İsrail’i destekleyen şirketleri boykot etmeye başladığı konusunda bilgilendirdiğim zaman yüzleri mutlulukla aydınlandı. Direniş’i ve dünya halklarını selamladılar.

İngiltere sokaklarında ve tüm dünyada onları destekleyerek yürüyen yüz binlerce eylemcinin görüntülerini gördüklerini; bunun, mücadelelerinde yanız olmadıklarını fark ettikleri için kendi kararlılıklarıyla gurur duymalarına yardım ettiğini söylediler. Bu beni düşündürdü –neredeyse on yıldır her kıyımın ardından eylemlere katılmış biri olarak şahsen eylemlerden hayal kırıklığına uğramıştım, ama o an, o dayanışma hareketlerinin ehemmiyeti beni kendime getirdi.

Kendime bir daha asla eylemlerin kastını sorgulamayacağıma dair yemin ettim –bizim için ne kadar küçük bir hareket ama sürekli olarak üstlerine yağan bombaların dehşeti altında yaşayanlarda böylesi bir etki yaratabilen bir şey. Ancak, diye eklediler, eylemler yeterli değildi –para ve yardıma ve siyasi bir çözüm yoluyla işgale bir son vermeyi sağlamaları için kendi hükümetlerine baskı yapacak insanlara da ihtiyaçları vardı.

Onları aynı zamanda İngiltere’deki seksen iki Yahudi lideri tarafından imzalanan İsrail hücumuna karşı çıkan açık mektup ve Yahudi hahamlarının kendi İsrail pasaportlarını yakacak kadar ileri giderek İsrail’i nasıl protesto ettiklerini konusunda da bilgilendirdim. Gülümseyişlerinin daha fazla büyüyebileceğini sanmıyordum ama yanılmışım –bu, bunun Yahudilerle değil Siyonistlerle yapılan bir savaş olduğunu gösteriyor, diye hevesle bilgilendirildim.’

'Camide kendimi, neden Gazze’ye geldiğim üzerine benimle konuşmak isteyen düzinelerce çocuk tarafından etrafım sarılmış buldum. Meraklarındaki samimiyet ve bize hoş geldiniz deyişlerindeki son derece sıcak tavırla gözlerinin içi gülerek, gururla, Direniş’le ve gelecekte ona katılıp Allah rızası için cihat etmeyi ne kadar istedikleriyle övündüler. Bu çocuklar olağanüstüydü –o anda dünyadaki en ileri teknolojili silahlarla daha yeni harap edilmiş, evlerini, anne babalarını, ağabey ve ablalarını ve aziz tuttukları ne varsa kaybetmiş bir halk için hatırı sayılır şekilde olumluydular. Zafer geliyor, diye öngördüler ve “adalet hakim olacak inşallah”. 

Bu çocuklar aynı zamanda başka hiçbir çocukta görmediğim bir şeye sahiptiler – acıma ya da yardım için yalvarmayı reddeden bir haysiyet ve özsaygı. Yengem bana, karşılaştığım çocuklara dağıtayım diye birkaç paket şeker vermişti. Bu çocuk grubuyla yirmi otuz dakika vakit geçirdikten sonra onlara biraz şeker sunmak için elimi cebime uzattım. Kibarca reddettiler. Resimlerini çekebilir miydim? La!! (Arapçada “hayır” –çev.)  Gülümsemeye devam ederek, izin vermeyi reddettiler. Gururları vardı, haysiyetleri vardı. Sadaka istemiyorlardı. Dünyaya gösteri olmak istemiyorlardı, ne kadar anlayışlı olursa olsun. Sorunlarının çözümünün dışarıdan değil Filistin’in içinden geleceğini biliyorlardı. Yalnızca çileyi çekenler ömürlerini onun çözümüne harcayacak tutku ve enerjiye sahip olacaktır. Başka kimse bunu anlayamaz bile.’

'Sundhus’un [on iki yaşında bir Gazzeli kız] İngiltere’deki çocuklara, özellikle de Müslüman çocuklara mesajı, kendileriyle dayanışma içinde olduklarını göstermeleri ve dünyadaki insanların onları bu saldırılara karşı savunmasıydı. Kendisi ve arkadaşlarının koşup oynayabilecekleri barışçıl bir çözüm istiyordu. Ona Londra’da çocukların Gazze’yi desteklemek için yaptıkları yürüyüşten bahsettiğimde küçük yüzü mutlulukla aydınlandı ve çocukları Gazze’ye gelip evlerini yeniden inşa etmelerine yardım etmeye çağırdı.

Bu küçük çocukların siyasi olgunluğuyla afallamıştım –Britanya’nın doksan yılı aşkın zamandan önce gerçekleştirdiği tarihi adaletsizliğin nasıl da tamamen farkındaydılar ve özlemleri nasıl da halklarına adalet getirmenin etrafında dönüyordu. Hala yanımda biraz şeker paketi olduğunu hatırladım ve onlara dağıtmaya çalıştım. La!! Aynı haysiyet duygusu. Hızlıca, bunun Londra’daki çocuklardan bir hediye olduğunu açıklayınca gözlerinin içi gülerek kabul ettiler. Londra’daki çocuklar, akranları, onları düşünmüştü. Bu gülümseyişleri ortaya çıkaran buydu, şekerler değil.’

'Böyle bir zulmün çehresindeki cesaretleri esin verici. Ya zafere ya şehadete kadar mücadelelerine devam edecekler. Onlara acıma duymamalıyız, onlar ya bu hayatta ya da ahirette başarılı olacaklar.

Kendimize acımalıyız, silkinmeyi reddettiğimiz derin uyuşukluktan dolayı. Batıdaki lüks yaşam biçimimiz kalplerimizi öldürmüş ve vahşetlere karşı bir eyleme katılmak için cesaretimizi zar zor toplayabiliyoruz. Allah mazlumlara zafer sözü verdi ve zafer gelecek –hepimizin kendi kendimize sormamız gereken soru zaferin ne zaman geleceği değil, bizim onda ne rol oynamış olacağımızdır.’

bu alıntılarla özellikle iki noktaya dikkat çekmek istedim.

1. her ne kadar tek başına yeterli olmasa da, bizim kimi zaman önemsemeyip ya da çekinip ya da üşenip geri kaldığımız bazı tepkiler onlar için önemli. protestolar, boykotlar, yazılı sözlü destekler çok önemli. hem onların dünyanın ihaneti karşısında kendilerini hala destekleyenlerin olduğunu tekrar tekrar hissetmeleri için, hem de kendimiz için. zafer gelecek, fakat biz bu zaferin neresinde olacağız?

2. lütfen israil saldırılarının ya da herhangi bir başka vahşi saldırının kurbanlarının resimlerini paylaşmayın. filistinli çocukların bedenlerinin resimlerini paylaşmayın. kimse yakınının öyle resimlerinin görülmesini istemez. çocuklar sağlam halleriyle bile resimlerinin çekilmesine izin vermemişler. dünyaya gösteri olmak istememişler. bunu yaparak iyilik yapmıyorsunuz.

günlüklerin tamamını okumak isterseniz, birincisi burada, ikincisi şurada mevcut. ufak tefek çeviri hataları var ama çok şey anlatıyorlar.

güya karol’un çizgisiyle constance. bunu çizerken baya eğlendim ama karol’a özgü bir çizgi tutturmak zor, ya da belki resmi deforme etmeye kıyamadım. onun skeçleri karmaşık ve yoğun oluyor daha ziyade.

incidentalcomics:

The Writers’ Retreat

For the July 20 NY Times Book Review. Thanks to AD Nicholas Blechman and editor Pamela Paul!

çok hoş ya :)

kariye kilisesiyle ilgili bir yazı koymaya çalışıyorum buraya, aslında çok da güzel yazmış idim. ama olmadık sorunlar çıkıyor. o arada atlamaya hazır bu devrim’le idare edin. drawr’da çizmiştim çok zaman önce ama beğememişim herhalde o zaman.

papatya-manga:

image

11. sayfa da tamamdır! şimdi kaldı sadece iki sayfa :D

buyrun burdan okuyun.

yalnız açık grileri tarayıcı yemiş. bundan sonra taramalar için gittiğim eski yerden şaşmıycam.

fikret’e hep aynı mavi gömlek-haki ceket kombinini giydirmekten vazgeçsem iyi olacak galiba artık.

Posted on Tem 11

bir süredir sadece resim gönderdiğimin farkındayım, aslında yazmak istediğim şeyler var ama erteleniyor hep. bir ara gezi yazısı yazıcam, bu sefer roma. ama bir süre daha beklemek gerekicek galiba.

resme dönersek, bunlar da acaba bir koltuğa nasıl sığışıp poz veririz diye denemek istermiş gibi görünen karol, fikret ve rené. karol’u şu an ilk defa gösteriyorum burada galiba. adı karol kuprowski, rolü versiyondan versiyona çok değişse de her zaman ressam. biraz vintouille ailesinin üyelerine benziyor, hayattan sıklıkla memnuniyetsiz, sanatı konusunda delice tutkulu ve bu yüzden bazen kör, birçok defa constance’a aşık ve bu yüzden de kör, genelde fazla duygusal ve mantığına kulak tıkayan biri. körlüğünün onu korkunç şeyler yapmaya yönlendirdiği de vaki olsa da genellikle yumuşak ve merhametli bir insan. léon’un eski arkadaşlarından.

satranç oyuncuları.

yine eski skeç defterimden.

bir sonraki mangamın karakterleri rosas ve zoya. hep beraber kanepe döşemesi soymaca.