güya karol’un çizgisiyle constance. bunu çizerken baya eğlendim ama karol’a özgü bir çizgi tutturmak zor, ya da belki resmi deforme etmeye kıyamadım. onun skeçleri karmaşık ve yoğun oluyor daha ziyade.

incidentalcomics:

The Writers’ Retreat

For the July 20 NY Times Book Review. Thanks to AD Nicholas Blechman and editor Pamela Paul!

çok hoş ya :)

kariye kilisesiyle ilgili bir yazı koymaya çalışıyorum buraya, aslında çok da güzel yazmış idim. ama olmadık sorunlar çıkıyor. o arada atlamaya hazır bu devrim’le idare edin. drawr’da çizmiştim çok zaman önce ama beğememişim herhalde o zaman.

papatya-manga:

image

11. sayfa da tamamdır! şimdi kaldı sadece iki sayfa :D

buyrun burdan okuyun.

yalnız açık grileri tarayıcı yemiş. bundan sonra taramalar için gittiğim eski yerden şaşmıycam.

fikret’e hep aynı mavi gömlek-haki ceket kombinini giydirmekten vazgeçsem iyi olacak galiba artık.

Posted on Tem 11

bir süredir sadece resim gönderdiğimin farkındayım, aslında yazmak istediğim şeyler var ama erteleniyor hep. bir ara gezi yazısı yazıcam, bu sefer roma. ama bir süre daha beklemek gerekicek galiba.

resme dönersek, bunlar da acaba bir koltuğa nasıl sığışıp poz veririz diye denemek istermiş gibi görünen karol, fikret ve rené. karol’u şu an ilk defa gösteriyorum burada galiba. adı karol kuprowski, rolü versiyondan versiyona çok değişse de her zaman ressam. biraz vintouille ailesinin üyelerine benziyor, hayattan sıklıkla memnuniyetsiz, sanatı konusunda delice tutkulu ve bu yüzden bazen kör, birçok defa constance’a aşık ve bu yüzden de kör, genelde fazla duygusal ve mantığına kulak tıkayan biri. körlüğünün onu korkunç şeyler yapmaya yönlendirdiği de vaki olsa da genellikle yumuşak ve merhametli bir insan. léon’un eski arkadaşlarından.

satranç oyuncuları.

yine eski skeç defterimden.

bir sonraki mangamın karakterleri rosas ve zoya. hep beraber kanepe döşemesi soymaca.

aladdin…

geçen disney’in 1992 yapımı aladdin filmini seyrettim de. disney’in işlediği konuya bu kadar saygısızlık ettiğini hiç görmedim galiba.

yani filmi toptan kötülemiyorum, hayal kırıklığına da uğramış sayılmam. zaten bende çoğu sahnesinin çok nostaljik bir yeri var. daha önce hiç izlememiştim ama küçükken bu filmin kaç keşit bilgisayar oyununu oynamışımdır bilmiyorum. alaaddin’in pazar yerinde koşturmaları, yasemin’le halının üzerinde uçarken söylediği şarkı, hayvan karakterler filan hep yer etti bende bu oyunlarla. oyunlardan birinde filmden parçalar da görebiliyoduk, konuşmaların yankısı yıllardır kulağımda o yüzden.

nostaljisi olmadan da çok başarılı bi film, cin karakteri bir kere bütün yaratıcı ışıltısıyla kendi başına yetiyor. alaaddin çok sempatik bir tip, kötüler bile çok eğlenceli. kurgu, müzikler, animasyon, hepsi çok başarılı. izlemeden önce de disney’in filmleri arasında en sevdiklerimden biriydi, izledikten sonra da bu fikrim değişmedi ama arap kültürüne ve islam’a ilişkin bütün o göndermelerden çok rahatsız olmadım değil.

disney’in hoşuma giden bir yanı, grimm masalları falan bittikten sonra dünyanın diğer bölgelerinden mit ve masalları oraların geleneksel çizim tarzlarıyla ve müziğiyle yoğurarak uyarlamalarıydı. ama düşünürsek mulan'da da moğollar neredeyse insan dışı tasvir ediliyor ve eski çin'in erkek egemen yapısı üstten bakan bir tavırla vurgulanıyor, sanki avrupa'da o yıllar kadınlar güllük gülistanlık yaşamış gibi. pocahontas da çok ciddi bir özeleştiri eksiği barındırıyordu. kızılderili prensesin elçi olarak gittiği batı kültürüne entegre olmaya o kadar hevesli gösterilmesi de ayrıca rahatsız edici ve bence yine saygısızlık addedilebilir. genel söylem sorunluydu zaten.

yine de hiçbirinde böyle filmin başından sonuna açık ve tahammülsüz iğneleme görmedim. filmin daha başında bir kere anlatıcı karakter “ben bir diyardan geliyorum, uzaklardaki bir yerden… yüzünüzü beğenmiyorlarsa kulaklarınızı kestikleri. barbarca, ama evim sonuçta!” diye giriyor. bu kadar sert bir girişin anlamı nedir bilemiyorum yani. disney’in diğer masal uyarlamalarında da masalın kendisi olabildiğince genel hatlarıyla verilip içi vurgulanmak istenen başka bir mesajla doldurulur, fakat hiçbirinde mesajın içeriği uyarlanan masalın geldiği kültürü aşağılamak üzerine kurulu değildir. ve yine hiçbirinde masalın ait olduğu kültürün tek bir iyi yanının yansıtılmadığını hatırlamıyorum; eleştirinin yanında mutlaka o kültürün yaratıcı dehasına saygıyı görürdük, bu filmin aksine.

bir de disney’de genel bir sistem eleştirisine neredeyse hiçbir yerde kolay kolay rastlanmazken, bu filmin genel çerçevesini prensesi de, sokaktaki fakir hırsızı da her yandan kuşatıp boğan, hapseden, özgürlükten yoksun bırakan toplum yapısı ve “kanun” oluşturuyor. cin’in lambaya mahkum oluşu çok hoş ve zarif bir tema, fakat bu da hikâyedeki herkesin en az cin kadar esaret altında olduğunu vurgulamaya yaramış. bu korkunç sistemden şeriatın kastedildiği ismi verilmese de açıkça ifade edilmiş, tezgahtaki elmayı alıp aç bir çocuğa veren yasemin’in ellerini hırsız diye kesmekle tehdit eden pazarcı adama bakın mesela. ya da yasemin’in saraydan şikâyet ederken ne yapacağını ve “ne giyeceğini” söyleyenlerin varlığından dem vurması.

bu dar ve karanlık sistem, üzerine tek söz söylemeden, çok ince bir dokunuşla, amerikan liberal toplum yapısının karşısına oturtulmuş. yücel terzibaşoğlu modernleşme teorisini eleştirirken bu teorinin öteki olanı daima neyden yoksun olduğu üzerinden tanımladığına dikkat çekiyordu. alaaddin’in yaşadığı toplum, agrabah, yukarı hareketlilikten yoksundur; ne kadar güzel meziyetlere sahip olursanız olun, asla hak ettiğiniz yere yükselemezsiniz. fırsat eşitliğinden de yoksundur, fakirler çok fakirdir ve kimse onları adam yerine koymaz. kanunlar haşindir. özgürlükten yoksundur. kadın erkek eşitliğinden yoksundur; kadınlar istedikleri kişiyle evlenemezler, babalarının emri altındadırlar.

agrabah’ın yoksun olduğu bütün bu şeylerin karşısında, belli belirsiz ve alttan alta, bütün bu şeylere sahip olmakla yıllardır övünüp duran amerikan liberal toplum yapısı yükseliyor. yalnız kötü karakterlerin “Allah” ve “selam” kelimelerini arapça kullanmaları, cin’in her zaman çok amerikalı kokan hâlleri tesadüf mü bilemiyorum. o kadar sevdiğim “a whole new world” şarkısı bile alaaddin ve yasemin’in uçan halı gezintisi yepyeni bir dünya hayaliyle antik yunan ortamında sona ererken bu çocukların gençlik ve romantizminin arap toplumunun yüzü batı’ya dönük gelecek umudunu temsil ettiğini düşündürüyor.

ve nihayet mutlu sonun gelişi de elbette ki “kanun”un değişmesiyle mümkün: artık yasemin özgür, istediği kişiyi eş olarak seçebilir: kazanılacak bir ödül değil artık. artık alaaddin özgür, yoksul bir sokak serserisi bile olsa sultanlığa yükselebilir. sultan da kendi kızının mutluluğunu engelleyen kanunun boyunduruğundan kurtuldu artık. ve tabii cin de özgür. artık bir sahibi yok.

"değişip bizim gibi olmazsanız, pis araplar, böyle kendi kendinizi esir edersiniz" demek bu. uyarlandığı harika masalı ve yüzlerce başka şaheseri parlak hayal gücüyle yaratan, batı medeniyetinin yükselişine büyük katkıları olan bu renkli ve canlı kültüre ciddi saygısızlık ediyor aladdin.